Bir Deplasman ve 4-3-3…
Yıllardır düzenli olarak gittiğim tek deplasman heralde Ankara – Gençler deplasmanı. Rast mı gelir , şans mıdır bilemem ama Gençler maçlarında takımın yanında olmak her zaman nasip olmuştur bana.
Kapalı Kale’li arkadaşlarımla beraber yine Ankara yoluna çıktık pazar sabahında.Yolda kazanır mıyız ? sorularına takımdan umutlu olduğum cevabını alanların gözlerindeki ışıkla devam ediyoruz.. Güle oynaya , dura kalka , tezahüratlarla atıyoruz kendimizi Ankara’ya.
Maçın başlamasına 3 saat varken değerlendirelim diyoruz geziyoruz Ankara sokaklarında. Sosu iğrenç bi iskender yedikten sonra (mekanın ismini hatırlayamadım lakin Kızılay’da şık bir mekanda “efendim buyrunnn” diye bağıran bir saçı seyrek şef garson görürseniz kesinlikle tercih etmeyin – en azından iskenderini)
Velhasıl maç saati geliyor ve stada giriyoruz.Genelde Ankara’da kazandığımız maçlar dahil rakip takım iyi oynar skor aynı doğrultuda olmazdı. Bu kez takımı Erciyesspor maçında izlemiş biri olarak güzel top çevireceklerine inanıyordum ve maçı güzel bir futbolla kazanacağımızı düşünüyordum.
Fakat Tolunay Hoca’nın kendinin ve taktiğinin bittiği anları görmek “göze hoş gelen futbol” yalanına kendini kandıran taraftarı kendine getirmeye yetti ve uğultular tribünde hiç eksilmedi.(!)
Öyle bir sistem düşünün ki rakip takımının atağını kesip topu ayağına aldığında 1-2 dakika futbolcularımız poposunu kaldıramıyor . Hadi sezonun başı olsun takımın fiziği hazır olmasın. Gençlerbirliği takımı alev alev oynarken bizimkilerin bu kadar bitkin olması… kara kara düşündürüyor taraftarı.
Sağ taraftaki şemada maç içerisinde çok sık olarak gördüğümiz ve isyan ettiğimiz Kayserispor dizilişini çizmeye çalıştım. Yukarı belirttiğim gibi Gençlerbirliği takımı üzerimize geliyor ve defans oyuncularımız topu kapıyor. Gençlerbirliği takımı geriye dönüyor , defans – orta saha – forvet yerini alıyor (en az bir – birbuçuk dakika geçiyor) ve hala Kayserispor takımı sahaya yayılmayı başaramıyor. 5 kişi defansa yayılıyor. 2 kişi önlibero gibi “top bana gelmese edalarında” geziniyor. İleride bulunan 3 garibim de top gelirmi diye bakınırken nihayet biri topu ileri atmayı akıl ediyor ve 3-5 saniye içerisinde top Gençlerbirliği takımına kaptırılıyor.
Nitekim anlıyoruz ki sistemimiz defanstan çıkarken 5-2-1-2 olmuş. Peki 4-3-3 bu mudur diye sorduğumda kendime ; 4 defans oyuncusunun içerisine 1 orta saha giriyor , kalan 2 orta saha ön libero pozisyonunu alıyor ve 3 forvetin biri orta sahaya yakın diğer 2 forvet kanatlarda ayrı durarak gol aramaya çalışıyor takım diyerek avunuyorum.
Sonuç olarak bu takımın önceliği “defans” olmaktan çıkmadığı sürece biz kanser olmaya devam edeceğiz.Bu anlayışla takım ne vezir olur ne rezil geçen seneden biraz daha riskli noktada ligi bitiririz diye düşünüyorum.
2 Kanat tipi oyuncudan forvet oynamasını isteyip atak yapacaksak 7 kişiyi kendi yarı sahanda bekleterek onlardan “olağanüstü” işler bekleyerek gol atamayız. Direk önceliği santrafor olan hareketli , araya atılan toplara uyanık bir santrafor (bunu troisi de becerebilir diye düşünüyorum) ve yanına gerçek bir santrafor almamız şart.
Bu arada Tolunay’a maç içerisinde demediğini bırakmayan bu nasıl takım arkadaş diye yakınan hemşehrilerimizin onu maç sonu alkışlaması kadar saçma bir durum görürmüyüm bir daha bilemiyorum. (herkese söylemiyorum 3-5 bilinçsiz kayserili)
İbrahim Yılmaz